insomnia etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
insomnia etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

13 Mart 2010

Sizofrenik Semptomlar // Alacaklı

Ev sahibim. Yol arkadaşım. Dalın diğer ucunu tutan el.

Denizler aşmamız gerekmişti ihtiyacımız olanı bulabilmek için. Bir kumsal. Uçsuz bucaksız. El değmemiş ve bizim ardımızdan başka eller değemeyecek. Bizim kumsalımız. Kendimizden başka hiçbir araca gerek duymadan hissettiklerimizi yazabileceğimiz sonsuz bir sayfa gibi.
Ellerimizle. Parmaklarımızla. Ayaklarımızla. Bakışımızla, gülüşümüzle. Dudaklarımızla.
Hatta bazen kalbimizle.

Düşersek birlikte düşeriz, tutunursak birlikte tutunuruz. Bir ucunda sen varsan kurtuluşun diğer ucunu ben yakalamışım demektir. Kurtuluş bazen uçurumdaki bir dal, aynı çizgi filmlerdeki gibi. Bazen bir şarkıda göz göze gelmek, bir boyuttan başka bir boyuta, paylaşılanın boyutuna geçmek. Orada kalmak. Şarkı bitene dek. Bakışlar kopana dek uçmak, dalmak, gitmek.
Bir çatal yemeği paylaşmak da kurtuluş, sigaranın son nefesini sana vermek de.

Kendi canıma anlatamayacağımı bile büyük bir rahatlıkla anlatabildim sana, söyleyeceğimi söyledikten sonra bir daha görüşmeyeceğiz sanki. Rezil, pişman olmayacağımdan emin bir şekilde. Sanki bir yolculuk esnasında, bir otobüste yan yana konulmuşuz gibi, üstelik ben bayan yanı istemişken, rastlantıdan bir hediye olmuşsun sen bana. O yol bitince hikaye bitercesine, doya doya ifade etmek kendimi, utanmadan. Bir ilaçtı. Ne eczanelerde bulabilirdim, ne doktordan alabilirdim; düşündüm ve bir yolculukta geldi. Seninle yol arkadaşı olduk.

Yolculuklar da bitmez mi? Biter. Kimisinin sonunda eşyalarını, kokunu, başka saç tellerine sevdalanmış saç tellerini beraberinde toplayıp çekip gitmek gerekir. Kimi durumda bırakmak. Kendini o koltukta bırakmak, o yolculuğa adamak, bedenin yokken bile ruhunu bambaşka bir yüreğe dokunması için bırakmak gerekir.

Ormanda kaybolacaklarını bilen iki çocuk, yolu bulmak için yola ekmek kırıntıları atarlar. Sen ya benim kaybolacağımı bildin, ya da kendin kayboldun otobüsten indiğinde, bırakmak istediklerini bir iz gibi, parça parça bırakmıştın ve toplatıyorsun bana yavaş yavaş. Masumane, oyuncu bir acı çektirme çabasıyla. Ama bıraktığın parçaları sen geri istiyorsun artık. İkimiz de aynı izi sürüp topluyoruz seni, ama iki yarım ancak birleştiğinde bütün olacağından, biz uzaklara kaçtıkça izin sonunun hangimiz olduğunu göremeyeceğiz.

Bana bir oda kiralamıştın kalbinden, çok usta bir ev sahibiydin. Bana karşı merhametli olduğunu sandın, ben zayıf karakteriydim ya bu birlikteliğin. Oysa ki ben, sana dair varımı yoğumu bir ömürlük peşin yatırmıştım bu odaya. Şimdi sen odanın kirasını gün geçtikçe arttırıyorsun. Yaşamak zorlaşıyor yeni ev sahibimle. Hayat sana olduğu kadar bana da acımasız. Hayat senin kapına dayandığında kolundan tutup getiriyorsun, benim kapıma dayanıyorsunuz bir olup; eskiden bizim hayata karşı olduğumuz gibi...

Ev sahibim. Yol arkadaşım. Dalın diğer ucunu tutan el.
Alacaklısın artık sen.

26 Ocak 2010

Sizofrenik Semptomlar // O gece


Gecenin karanlığında ayaklarım geri geri giderek yürürdüm. Hiç ışık olmazdı. Bir sahipsiz köpekler olurdu sokakta, bir de sahipsiz olduğuna inanan ben.

Karanlıktan korkmazdım.
Hiçbir şeyden korkmazdım da kendimden korkardım en çok. O yüzden içimde taşıdığım kadınların her biri, ne istediyse, sorgusuz sualsiz yaptım. Gazaplarından korktum, bana verecekleri cezalardan. Ne dedilerse yaptım, o geceki gibi.

"Yürü!" diyorlardı o gece arkalarına dönüp bana bakarken. Hem de hep bir ağızdan. "Daha hızlı yürü, dayanacak gücümüz kalmadı!" diyorlardı. Nefes nefese kalıyordum onlara yetişmeye çalışırken.

Ayaklarım yürüyordu, ben düşünüyordum.
Nereye gidiyordum, neden gidiyordum? Gözümde bir tablo gibiydi kapıyı açışın, beni kollarına alışın. Bir an, bir imge. İrdelemiyordum ama gözümün önüne getiriyordum, sadece düşünüyordum.

Arada sırada gelir olduk sana, o geceki gibi. Evinde o kadar misafire yerin yoktu, kaç kişi gelirsek gelelim hep bir eksik yerin vardı, o geceki gibi.
Ben kapının önünde kalırdım genelde. Beklerdim. Beklerken sigaraları birbirine bağlardım, o geceki gibi.

Sen hep onların oldun. Hepsi benim kıyafetlerimi çıkarıyordu karşında. Hepsi benim gibi kokuyordu. Dokunduğun saçlar benimdi, öptüğün dudaklar benimdi; yalnız, ben orada değildim. Kapının önündeydim, sigara içiyordum, karanlıktı. Bekliyordum.

Bana seçim hakkı verilseydi, onların yerinde olmak yerine, sen benimle dışarıda ol isterdim. İsterdim ki; benim kadın suretlerime, senin erkek suretlerin dokunsun içeride. Sevsin veya canını yaksın, bağırtsın isterse, Ağlatsın veya güldürsün. Sen benimle dışarıda olurdun, sigara içerken ben sessiz sessiz. Hiç konuşmazdık, sadece birbirimizi dinlerdik, karanlığı izlerdik.

Bana bir dokunduğunda, bütün vücuduma dokunmuş olurdun. Tek parça olurduk, aşk olurdu adı, veya sevişmek veya aldatmak veya kullanmak veya aşağılamak. Gözlerine baktığımda görürdüm. Bilirdim. Bizim en yüksek noktamız olurdu o isim. Her şey yeniden bir gaz ve toz bulutu olurdu o kapının önünde. Karanlıkta.
O gece.

O gece geldiğinde, senin üstüne bir sigara içmek kadar güzel şey olur muydu acaba yeryüzünde?

20 Ekim 2008

uykuya dalamadan önce..

Yine uyuyamadığım gecelerden bir tanesi.. herkes bir koldan uyutmaya çalışıyor; ev arkaşlarım kahve içmiyeyim diye etrafımda cirit atıyorlar, diğerleri arayıp bin türlü ninni söylüyor welan.. ı ıh yine olmuyor, yine uyuyamıyorum. artık korkmaya başladım, ilerde hoş şeyler olmayacak bu uyku problemim yüzünden. pff. uyumak yerine abuk sabuk aktivite olayına girdim tabii. inceden de "bakarsın uykum gelir lan!" düşücesini barındırıyorum. neyse..

bu ara "tüm zamanların en agresif kaplumbağası" tadında gezdiğimdendir herhalde hep bir istek hali, yaa bu da olsun tavrı içindeyim. mesela kendi çapımda bir liste oluşturdum, bakayım ne kadar abartmışım bu istek halini diye.

ve...

gerçekten çığrımdan çıktığıma karar verdim.. evet, dayaklık olmuşum.. zira listeye bir göz atarsanız, sizde ne demek istediğimi anlayacaksınız canım okurlar.. korkmayın, ayıplamayın zira bunlar "hiç bir şeyden mutlu olmayan gacı" tripleri değil, bir nevi "yapacak şeyleri olmadığında saçmalayan gariban" nidalarıdır. anlayışınıza sığınıyorum gece gece..

hmm...şeey..hmm..aa..şey istiyorum ben?!? şey ya?!
SİHİRLİ DEĞNEK
evet.. en büyük dileğim budur.
(oha! ilk tokatı burda yemeliydim işte..)

O sihirli değnek ile de şunları yapacağım;

*sevdiğim insanların hiç bir şekilde hasta olmamalarını sağlardım.özellikle küçük bro'mun. =(
ve şu hayatta sevdiğim tek insanın beni dinlemesini, anlattıklarıma inanmasını mümkün kılmak için bişiler yapardım.
sonra o sihirli değnekle; dünya barışını sağlar, açlığı ortadan kaldırırdım.

(bencilliğe bak..)

bunların dışında istediklerim çok genel şeyler..

* saçlarımın boyası hiç akmasın istiyorum.. daha yeni cila attım..
kızıllarım öyle güzelsiniz ki =P

*okulum artık bitebilir mi?! içim dışım ingilizce oldu!


*
steve maiden ve prada komple benim olmalı! anlatabiliyor muyum? =P

*
galatasaray hiç yenilmesin, hep şampiyon olsun! nasıl yendik trabzon'u ama..
ehehe =)

*bir oda dolusu çikolatalı pasta!

*bahçeli ev.. 2 erkek çocuğu bir de sevdiceğimi istiyorum ama?! sorun mu olur ki acaba? =)

*tabuları kırıp, ben evlenme teklifi ediyim?! (yalan,valla yalan!)

*gönül ister ki ünlü bir romancı olayım (!) ama madem olmuyor onun yerine anaokulu açayım bir adet. en temizi bu, evet.

budur.
ne mutlu ki mor çatı'nın kapıları herkese açık! =)

agresif insanlar için dipnot: 15 yaşında çocuk değiliz tabii bizde biliyoruz hayaldir bazı şeyler..
sıçmamak lazım içlerine..